Otomatik pilotu devreden çıkartmaktır.
Bilinçli olarak nefesin hızını, derinliğini ve paternini değiştirerek, bedenin solunum sisteminden beyine giden mesajlarını değiştirebiliriz.
Doğal nefes seansları boyunca kişinin bozulmuş nefes alışkanlığındaki hız, derinlik ve paternin değiştirilmesi üzerine çalışılır. Kişinin kontrol ettiği nefes alışkanlığı değişirken, nefes kendi doğal ritminde beden içinde doğal haliyle akmaya başlar.
Mevlana’nın dediği gibi “sen çekilirsen aradan, tezahür eder yaratan.”
Aslında tüm olay, nefesi, kişiden özgürleştirmektir.
Özgürleşerek doğal haline dönen nefes alışkanlığını kazanan kişi;
*Fiziksel olarak daha sağlıklı, genç, dinç ve canlı
*Duygusal olarak daha pozitif, mutlu, huzurlu, güçlü
*Zihinsel olarak daha net, kararlı, konsantre, dingin
*Ruhsal seviyede ise an’da kalarak, an’ın gerçekliğinde ihtiyacı olanı yaratana dönüşür.
NEFES;
Günümüzde yaşam koşulları kişi için değişkendir. Doğduğumuz ve yaşadığımız coğrafya, ebeveynlerimizle olan ilişkilerimiz, içinde yaşadığımız toplumun üzerimizde baskın olan değerleri her birimizde farklı etki-tepkiler yaratır.
Doğarken aldığımız ilk nefes ile başlayan doğal nefes alışkanlığı, bu etki-tepkiler süreciyle birlikte bozulmaya başlar. Nefes, beden ve beyin arasındaki iletişim aracıdır. Beyin, nefes aracılığıyla sinir uçlarından aldığı uyarılar ile fonksiyonlarını yürütür.
Yaşamı tehdit eden gerçek bir tehlike var olduğunda, beyin, nefes alış-veriş şekli ile bağlantılı olarak sinir uçları aracılığı ile kendisine iletilen bu durumda bedeni hayatta tutabilmek için nerdeyse tüm fonksiyonlarını durdurarak, sadece kaslara ve kalbe enerji sağlayarak kaçma ve hayatta kalma sistemini devreye sokar. Tehlike ve tehdit algısı sona erdikten sonra her şey eski normal haline döner.
Ancak yaşamı tehdit eden gerçek bir tehlike olmadığında da bu yolları uyararak aynı sistemi harekete geçirebiliyoruz. Bunu yaratan yanlış nefes alma şeklimizdir. Bir tehdit altında değilken bile, gündelik yaşantımızda her strese girdiğimizde, değişen nefes alış-veriş şeklimiz, beyin tarafından hayati tehlike varmış gibi algılanır ve sistem otomatik devreye girer. Beyin tehlikenin gerçek olup olmadığını ayırt edemez. Nefes alış veriş şeklimiz bu yüzden çok önemlidir.
Aslandan kaçan bir geyik tehlike geçince sakince otlamaya başlayabilirken, biz insanların bozulmuş nefes alışkanlığı ile tehlike geçtikten sonra da sürekli tehlike altındaymış gibi algılayarak yaşaması bu sistemi artık otomatik pilota bağlamıştır.
Otomatik pilotu devreden çıkartmaktır.
Bilinçli olarak nefesin hızını, derinliğini ve paternini değiştirerek, bedenin solunum sisteminden beyine giden mesajlarını değiştirebiliriz.
Doğal nefes seansları boyunca kişinin bozulmuş nefes alışkanlığındaki hız, derinlik ve paternin değiştirilmesi üzerine çalışılır. Kişinin kontrol ettiği nefes alışkanlığı değişirken, nefes kendi doğal ritminde beden içinde doğal haliyle akmaya başlar.
Mevlana’nın dediği gibi “sen çekilirsen aradan, tezahür eder yaratan.”
Aslında tüm olay, nefesi, kişiden özgürleştirmektir.
Özgürleşerek doğal haline dönen nefes alışkanlığını kazanan kişi;
*Fiziksel olarak daha sağlıklı, genç, dinç ve canlı
*Duygusal olarak daha pozitif, mutlu, huzurlu, güçlü
*Zihinsel olarak daha net, kararlı, konsantre, dingin
*Ruhsal seviyede ise an’da kalarak, an’ın gerçekliğinde ihtiyacı olanı yaratana dönüşür.
NEFES;
Günümüzde yaşam koşulları kişi için değişkendir. Doğduğumuz ve yaşadığımız coğrafya, ebeveynlerimizle olan ilişkilerimiz, içinde yaşadığımız toplumun üzerimizde baskın olan değerleri her birimizde farklı etki-tepkiler yaratır.
Doğarken aldığımız ilk nefes ile başlayan doğal nefes alışkanlığı, bu etki-tepkiler süreciyle birlikte bozulmaya başlar. Nefes, beden ve beyin arasındaki iletişim aracıdır. Beyin, nefes aracılığıyla sinir uçlarından aldığı uyarılar ile fonksiyonlarını yürütür.
Yaşamı tehdit eden gerçek bir tehlike var olduğunda, beyin, nefes alış-veriş şekli ile bağlantılı olarak sinir uçları aracılığı ile kendisine iletilen bu durumda bedeni hayatta tutabilmek için nerdeyse tüm fonksiyonlarını durdurarak, sadece kaslara ve kalbe enerji sağlayarak kaçma ve hayatta kalma sistemini devreye sokar. Tehlike ve tehdit algısı sona erdikten sonra her şey eski normal haline döner.
Ancak yaşamı tehdit eden gerçek bir tehlike olmadığında da bu yolları uyararak aynı sistemi harekete geçirebiliyoruz. Bunu yaratan yanlış nefes alma şeklimizdir. Bir tehdit altında değilken bile, gündelik yaşantımızda her strese girdiğimizde, değişen nefes alış-veriş şeklimiz, beyin tarafından hayati tehlike varmış gibi algılanır ve sistem otomatik devreye girer. Beyin tehlikenin gerçek olup olmadığını ayırt edemez. Nefes alış veriş şeklimiz bu yüzden çok önemlidir.
Aslandan kaçan bir geyik tehlike geçince sakince otlamaya başlayabilirken, biz insanların bozulmuş nefes alışkanlığı ile tehlike geçtikten sonra da sürekli tehlike altındaymış gibi algılayarak yaşaması bu sistemi artık otomatik pilota bağlamıştır.